Son Paylaşımlar

Sitemize Hoşgeldiniz NeverFap Türkiye

Bize katılmak için kayıt olabilir veya giriş yapabilirsiniz.

Forum Rehberi >>>

Neverfap Türkiye Forum kurallarını öğrenmeniz ceza almanızı engeller. Kurallarımızı okuyunuz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

Yönetimle İletişime Geç >>>

Sitemizi kullanırken yaşadığınız sorun ve önerilerinizi yöneticiler ile paylaşabilirsiniz. Sağdaki simgeye tıklayarak gidebilirsiniz.

59.Gün Analizi

Loner II

Computational Neuroethologist
Katılım
22 Tem 2021
Mesajlar
104
Tepki puanı
293
Puanları
91
Yaş
25
Konum
Stockholm
Esenlikler ahali. Bu yazı “30 Günün Analizi/“ yazısının devamıdır. Burada süreç hem karakter hem de dünyaya dair görüşleri ele alacaktır, yeni eklemeler yapılmıştır. Her ne kadar "60.Gün Analizi" olarak planlasam bile bunu 60.günde yani yarın paylaşamayacak olmamda gerekçeler var (Relapse değil).

Açıkçası tüm 7 yıllık süreçlerimde ulaştığım en uzun süre zarfı budur, hayatımda olan değişimleri ve görüşlerimi paylaşmaktan yanayım.



1. PMO’nun bağımlılık yapıcı bir dinamiğini aslında kırmak gerekli. Ben P’yi bıraktığımda (40’lı günlerin içerisinde özellikle) çıplaklığın nasıl bir şey olduğunu unuttuğumu fark ettim. M ve O’nun en büyük tetikleyicisi aslında çıplaklığı bize simüle edilmiş olarak aktarması. Çıplaklık kaybolduğu zaman bizim M yapmaya da ihtiyacımız olmuyor zira saf hayal gücüyle bile yaptığımız zaman o görseli veya anı hatırlamamız gerekiyor. Benim için aslında en zor kısım P’nin bırakılması değil ama M’nin bırakılması oldu.

1.1. Çelişkili gelebilir söyleyeceklerim ki ben ilk 30 günde P’nin bırakılması konusunda son derece inatçı bir görüşe sahiptim. M’nin ise bırakılması gerekildiğine o kadar inanmıyordum ama M’yi bırakınca ilerleyen zamanlarda akıl sağlığımın ve stabilitemin daha da iyi hale geldiğini gördüm.

1.2. Dünya algısı konusunda şunu söyleyebilirim. Dünyada yaşanmaya değer o kadar fazla şey var ki! Bunu söyleyen kişinin (bendeniz) uzun yıllar özk*yım gibi düşünceleri olduğunu belirtmem gerek. Çok uzun süre bunun üzerine kafa patlattım hatta teşebbüs bile ettim. Zamanla dünya algımın ben toprağa karışmadığım takdirde hala bir yolu olabileceğine yönelik bir inanca evrildi, tıpkı 2019’daki gibi. Yemeğe karşı büyük bir ilgim olduğunu fark ettim ve bir yemek kursuna yazıldım.

1.2.1. Kognitif faaliyetler olarak ele aldığımızda ise sigara dışındaki sentetik şeker gibi şeyleri de bırakma düşüncem var. Sigarayı belli bir süredir içmiyorum, son içtiğim zaman ağzımın lağımdan beter ve metalik bir tat aldığını gördüğümden bu yana ve Allen Carr kitabını da okuduğumdan ötürü bir süredir sanıyorum sigaraya ve PMO’ya yönelik yaklaşımlarımın farklılığına şahit oldum. Hatta “Portal” kanalının da güzel bir videosu var konuyla alakalı ve gerçekten güzel. Bu tür bağımlılıklar insanda sahiden iğrenç bir kısır döngü yaratıyor ki bu tümüyle yanlış değil. Sahte ve aşırılığa kaçan bir zevkten ibaret hatta gerçek zevklerden kaçış ve uyuşukluğa yönelik bir baskı artık bağımlılıklar.

1.2.2. Eskisi gibi sakin müzikler dinlemeye devam ediyorum. Bazen sert şeyler de dinliyorum ama sakinlik iyidir be ya. Bir de son zamanlarda Yeşilçam filmlerini izlemekten zevk alıyorum. Münir Özkul - Adile Naşit - Tarık Akan - Şener Şen falan seyrediyorum, hakikaten çok güzel oyunculuklara sahipler.



2. İnsanlardaki haset ve kendimdeki kibir faktörlerini ele almaya karar verdim. Kibir fikri esasında “Breaking Bad” dizisinden ilhamla oluştu ya da dünya tarihini okudukça aklımda canlandı. Dünyadaki neredeyse hiçbir insan “Ben kibirliyim ve kibrim bana çok şey kaybettirecek” demez, kendine verilecek büyük bir darbedir bu. Sigara ya da içki ya da kumar oynamak gibi bu, misal bir kişi gelip “Ben sigara içiyorum ve ciğerlerim pırıl pırıl oluyor” dese herhalde deli bu diyerek yanından gidebiliriz. Kumar oynayıp mal mülk kaybeden insanlar için de bu geçerli ya da p*rno bağımlıları için. Herkesin kendince bir bahanesi oluyor. Benim için aslında kibir çok geçmişten patlak veren ve PMO’ya beni yıllar evvel saplantılı noktaya getirecek kadar büyük bir mevzu.

2.1. Kendime “Loner” dememde bir sebep var: Toplumlara yönelik adaptasyonu asla sağlayamamam. Bu konuda bir çocuk ya da ergeni yönlendirilebilecek en kötü şekilde yönlendirdiler zamanında. Evladım sen çok zekisin, onlar sen anlamıyor ya da evladım sen özelsin, sen şusun, sen busun vır vır. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde eğer sen bir çocuğa bunu aşılarsan çocuk tabii kibir geliştirir ve ne o diğer çocuklar benmerkezci doğalarından ötürü ne bunu alttan alabilir ne de kibir geliştiren çocuk erişkinlerden gördüğü o muameleyi yaşı ve bilinci doğrultusunda akıllıca sorgulayabilir. Sonuç? Zorbalığa uğramış ya da zorbalığa uğradığını sanıp millete ana avrat söven bir ergen belirir karşınızda. Bu tür “özel çocuk” muhabbetini yapanlar bana hep teyzelerdi, amca - enişte gibi adamlar değildi ve ben ergenliğimde beni pohpohlamayan kişilere kin güderdim. Şu an aslında pohpohlanmaya değer bir özelliğimin olmadığını görüyorum. Zekanın doğru yerde kullanılmasını ya da erdem - ahlak - sözünün eri olma gibi şeyleri öğretmediler maalesef. Ha şu an bunları biliyorum doğru ama bunları bana öğreten bir erkek figürüm neden yoktu? Kendimi bir erkek figürü olarak görüyorum tüm sülalede artık, kendinden bir baba yaratmak zorunda kalmak zor bir şey olmalı.

2.2. Yeni çevreler edindikçe aslında daha farklı karakterlere bürünebilmek ve karakteri daha sağlam temellerle inşa edebilmek bana kalırsa büyük bir mutluluk. Bir de ahali, muhtaçlık - minnet ve haset gibi duygular gerçekten çok kötü. Şimdi burada haset sadece karşı taraftan kaynaklı olmuyor, kendimizi nasıl sunduğumuzla da alakalı. Bunu tabii kendimin fark etmesi çok fazla zaman aldı, geçmiş ilişkilere bakış açımı epey değiştirdi.

2.3. Kibrin ya da sağlıksız bir mütevazi perspektifin bedeli olarak haset oluyormuş, bu da geç fark ettiğim bir mevzu oldu. Örnekle bir kişi Cambridge’e gidip Bilkent’ten bir öğrenciye “Çok kolay oldu, ben yapabildim” derse tabii ki Bilkentli öğrenci haset duyar. Kendimin de haset duyup daha doğru çabalarla hayatımı daha farklı noktalara getirebilme şansımın olduğu bir dünya neyse ki var ki bu olanaksız bir şey değildi.



3. İsveç hükümetinin sağladığı burslar için 3.000 saat çalışma geçmişi (full time, part time ve stajlar, projeler vesaire) teyitlemem gerekiyor. Bunun saatlerinde bir uyuşmazlık olmaması adına ikinci bir işe girdim. Bir süre aslında geceli gündüzlü çalıştım, gündüzleri proje tasarladım-kod yazdım-ekiplerle görüştüm ve geceleri ikincil bir alanda uzmanlaşmayı denedim. İkincil alan normalde olan çalışma alanımdan öylesine alakasızdı ki hani hesaplamalı psikiyatrik sinirbilim nerede, garsonluk nerede. Ne denilse haklılar ancak maksat burada aşırı bir para kazanmak değil ki kendi alanımda ikincil bir şirkette zaten çalışamazdım etik sebeplerden ötürü.

3.1. Bir restorana girdim ve yemek yedim. Şef ile yaptığımız tavuğun marinasyonu, etin dinlenmesi, kokorecin temizliği derken bir delilik ettim ve şefle konuşmaya karar kıldım, durumu açıkladım ve dedim benim 3.000 saati teyitlemem gerekiyor tüm stajlarla ve çalışmalarla beraber, beni çırak alsana dedim. Safi delilik gibi geliyor ki ailem de dedi, evladım sen dünyanın farklı yerlerinde rekabet etmiş kişisin, neden böyle bir ikincil iş dediler (Aklıma da 58.güne kadar bağımsız yazılımcı ya da danışmanlık gelmedi HER NASIL OLDUYSA), ben de onlara gündüzleri verilerimi inşa eder ve geceleri garsonluk yaparım dedim ki yaptım da, elimden geldiğince o işi yaptım.

3.1.1. Bilenler bilir, esnaf olan varsa alınmasın üstüne, bu yılların esnaf adamları senin kaşının milimetrik oynamasından dahi ne yapacağını anlarlar. Zehir gibi davranış analizi kabiliyetleri var bu adamların ki ortaklardan biri on numara “Dark Triad” diyebileceğin çakalın önde gideni bir herifti. Machiavelli görse zihin savaşlarına girer, öyle bir herifti. Bu tür bir işe uygun olmadığımı bence düşünmüş olacaklar ki iş disiplini ve işin yapılışı ve sürekliliği konusunda aslında hiçbir problemim olmadığına kalıbımı basarım fakat biraz gergin bir hava vermişim sanıyorum. Bu işe uygun olmadığım söylendi, neyse ki paramı alabildim. Yine ben kendi alanımda danışmanlık ayrıca yaparak bu bursu teyitlesem daha doğru olur.

3.2. Normalde ben PMO yaparken bazen evden çıkmak bile zulüm olabiliyordu ama bu sefer hiç denenmemiş bir şey yaptım, bir delilikti bu ama bana çok büyük bir şey öğretti: Bu tür bir işe o kadar da uygun olmadığımı. Denemiş olmaktan zarar gelmez ki ellerim artık çatlamış ve kanama raddesine kadar gelmişti. Acı çekmekten mi yoksa acı çektikçe yaşadığım boşluğu unutmamdan ötürü mi bilmiyorum ama gece yarıları eve dönmek bana çok çok iyi gelmişti. Yine genç yaşımdan ötürü farklı işler veya tecrübeler deneyebilirim ama sanıyorum yemek işi olmaz salt bulaşık yıkamadan ötürü.



4. Şimdi psikiyatri temelli bazı sorunlardan ötürü bariz bir sıkıntımı artık görebilmeye başladım netlikle. Bunu benzer sorunlarla cebelleşen kişilere de aktarabilmek yürekten istiyorum. Simon Baron-Cohen diye bir adam var, ortaya “Mindblindness” diye bir terim atıyor (kısaca bir kişinin karşı tarafın düşüncelerini algılayamaması ve karşı tarafın da kendisi gibi olduğunu ya da algıladığını düşünme durumu) ve bu çalışması ile dünyayı sallayabiliyor ve zamanla dünyada alanındaki en büyük karar mercii oluyor. Alan üstüne de çalışmalar yapanlar var hani dünyanın her tarafında, ilgilisine her türlü kaynağı verebilirim.

4.1. 59. güne geldiğimde artık bencilliğime dair çok bariz detayları görebilmeye başlamıştım. Geçmişi ve günümüzü daha iyi bir şekilde anlıyorum. Arkadaşım dediğim insanların neredeyse tamamının o kadar da arkadaşım olmadığını görüyorum. Canımı yakıyor mu, aslında hayır. Bana verilmiş geri dönüşsüz bir hasar yok, iki yüzlü olduklarını görüyorum. Herkesle anlaşacağım diye bir şart asla yok fakat kendimin de neleri kaybedebildiğini görüyorum yanımda bir insan olmayınca ya da çalabileceğim bir kapının yokluğunda.

4.1.1. Kendimi bir noktada paraladığım insanların (18-23 yaş bandı özellikle) özelliklerine baktığımda değmeyeceklerine eminim ki numaralarını da sildim, bana ulaşmak isterlerse de bu saatten sonra onlara vereceğim bir tepkim yoktur. Peki kendimin kaybettiği insanlar? Beni abisi yerine koymuş bir kız, resmen kendini ilişki uğruna feda etmiş bir sevgili, bazı güzel ahbaplıkların kaybolması, hayal kırıklıkları ve diğerleriyle açılan o büyükçe uçurum… O uçurumu kendimin yarattığını biliyorum. Evrendeki sınırsız seçenek içerisinde onları kaybedeceğim eylemleri sergiledim. Pişman değilim zira bunlardan aldığım dersler karakterimi ebediyen değiştirdi. O uçurum onlar için ebediyen kalacak ama kendi içimde kapatmaya ve ebediyen o uçurumu tekrar açmamaya ant içtim zamanında.

4.1.2 P*rno insanlardan empatiyi koparıp alıyor. Bu son süreç başladığında ben insani duygularla beraber göz yaşlarıma hakim olamayan biri olmuştum. Şu an daha dingin bir yapıya sahibim belki de zira sözü net, insani duygularını ilerletmiş ve yaklaşımlarını zamanla ona göre şekillendirmiş biriyim. Artık bir insanın mutluluğu ve mutsuzluğuna ya da sevinç ve üzüntüsüne daha farklı yaklaşıyorum. Şoka uğrayabiliyor ya da gerçekten derin hislerle uyanabiliyorum.

4.2. Artık dünya daha farklı bir yer. Daha açık ve keşfetmeye daha fazla eğilimli. Yeni tecrübeler ve yeni tatlarla. Yaşamak bir yemek gibi aslında, ne tatmak istiyorsan ya da ne algılamak istiyorsan sana onu veriyor. Şu anda da öyle çok olağanüstü şekilde yaşamıyorum ancak eskisi gibi “hiç” yaşamıyorum.

4.2.1. Söylemesi zor geliyor ama kendimi her geçen gün biraz daha fazla bağışlıyorum. Yine kibir ve bencillikle ilintili fakat insan o kibrin ve bencilliğin bir şey getirmediğini hatta götürdüğünü anladığında dünyaya çok farklı bakıyor bile olabilir. Kaybın neredeyse dönülürse kardır demişler, belki de haklılardır. Tek geri dönüşsüz olan şey zaman parametresi burada…



5. PIED konusunu daha fazla açmayacağım zira 30.günde de yoktu, şimdi de yok.

5.1. Bazı kişiler hayat kadınları üstüne sohbetler açtı bu süre zarfında. Ben eskort yanlısı biri değilim, para vererek bunun yapılmasını da etik ve sağlıklı bulmuyorum ama farklı bir dinamiği görebiliyorum burada. Rastgele bir hayat kadını gelip senin verdiğin 10k sonrasında bir saat boyunca sana "aşkım - bebeğim" diyebiliyor ve seni memnun ediyor. 10k ile bir insanın yapabilecekleri son derece fazla, hele bir saate harcanması son derece abes bir meblağ bu. Yapana laf etmem ama ben paramı buna harcamak yerine kombin yapıp giyimim, kuşamımı yaratmaya karar kıldım.

5.2. Eski yaşantılarıma dair bazı çatışmalı ve git gelli görüşlerim hala mevcut fakat eyleme geçtikçe ve yeni tecrübelerle beraber eskiden de pek bir şey kalmıyor. Bağışlamaya daha yatkın oluyorsun sanırım.



6. Proje geliştirme süreçlerimiz bitti ve başvurumuzu yaptık. Değerlendirme sonuçlarını zaten kesinleşince yazarım.

6.1. Bu proje geliştirme süreçleri de çok yorucu ve gergin olabiliyordu herkes için. Neyse ki çalışmamızı bazen kendi içinde anlaşmazlıklar bile olsa sunabildik.

6.2. Sunduğumuz çalışmanın yanı sıra TISUS ve IELTS sınavları var önümde.



7. Hayata dair bir heyecanım var dostlar. Zorlukları üstlenebilecek kuvvet, doğru işleyecek akıl ve zamanla surları güçlendirecek sabrı elde ettim.



Sorularınızı seve seve yanıtlarım. 90.günde görüşmek dileğiyle...

Loner II
 

lockedpup

Yeni Fapstronot
Katılım
27 Eki 2021
Mesajlar
23
Tepki puanı
18
Puanları
4
Esenlikler ahali. Bu yazı “30 Günün Analizi/“ yazısının devamıdır. Burada süreç hem karakter hem de dünyaya dair görüşleri ele alacaktır, yeni eklemeler yapılmıştır. Her ne kadar "60.Gün Analizi" olarak planlasam bile bunu 60.günde yani yarın paylaşamayacak olmamda gerekçeler var (Relapse değil).

Açıkçası tüm 7 yıllık süreçlerimde ulaştığım en uzun süre zarfı budur, hayatımda olan değişimleri ve görüşlerimi paylaşmaktan yanayım.



1. PMO’nun bağımlılık yapıcı bir dinamiğini aslında kırmak gerekli. Ben P’yi bıraktığımda (40’lı günlerin içerisinde özellikle) çıplaklığın nasıl bir şey olduğunu unuttuğumu fark ettim. M ve O’nun en büyük tetikleyicisi aslında çıplaklığı bize simüle edilmiş olarak aktarması. Çıplaklık kaybolduğu zaman bizim M yapmaya da ihtiyacımız olmuyor zira saf hayal gücüyle bile yaptığımız zaman o görseli veya anı hatırlamamız gerekiyor. Benim için aslında en zor kısım P’nin bırakılması değil ama M’nin bırakılması oldu.

1.1. Çelişkili gelebilir söyleyeceklerim ki ben ilk 30 günde P’nin bırakılması konusunda son derece inatçı bir görüşe sahiptim. M’nin ise bırakılması gerekildiğine o kadar inanmıyordum ama M’yi bırakınca ilerleyen zamanlarda akıl sağlığımın ve stabilitemin daha da iyi hale geldiğini gördüm.

1.2. Dünya algısı konusunda şunu söyleyebilirim. Dünyada yaşanmaya değer o kadar fazla şey var ki! Bunu söyleyen kişinin (bendeniz) uzun yıllar özk*yım gibi düşünceleri olduğunu belirtmem gerek. Çok uzun süre bunun üzerine kafa patlattım hatta teşebbüs bile ettim. Zamanla dünya algımın ben toprağa karışmadığım takdirde hala bir yolu olabileceğine yönelik bir inanca evrildi, tıpkı 2019’daki gibi. Yemeğe karşı büyük bir ilgim olduğunu fark ettim ve bir yemek kursuna yazıldım.

1.2.1. Kognitif faaliyetler olarak ele aldığımızda ise sigara dışındaki sentetik şeker gibi şeyleri de bırakma düşüncem var. Sigarayı belli bir süredir içmiyorum, son içtiğim zaman ağzımın lağımdan beter ve metalik bir tat aldığını gördüğümden bu yana ve Allen Carr kitabını da okuduğumdan ötürü bir süredir sanıyorum sigaraya ve PMO’ya yönelik yaklaşımlarımın farklılığına şahit oldum. Hatta “Portal” kanalının da güzel bir videosu var konuyla alakalı ve gerçekten güzel. Bu tür bağımlılıklar insanda sahiden iğrenç bir kısır döngü yaratıyor ki bu tümüyle yanlış değil. Sahte ve aşırılığa kaçan bir zevkten ibaret hatta gerçek zevklerden kaçış ve uyuşukluğa yönelik bir baskı artık bağımlılıklar.

1.2.2. Eskisi gibi sakin müzikler dinlemeye devam ediyorum. Bazen sert şeyler de dinliyorum ama sakinlik iyidir be ya. Bir de son zamanlarda Yeşilçam filmlerini izlemekten zevk alıyorum. Münir Özkul - Adile Naşit - Tarık Akan - Şener Şen falan seyrediyorum, hakikaten çok güzel oyunculuklara sahipler.



2. İnsanlardaki haset ve kendimdeki kibir faktörlerini ele almaya karar verdim. Kibir fikri esasında “Breaking Bad” dizisinden ilhamla oluştu ya da dünya tarihini okudukça aklımda canlandı. Dünyadaki neredeyse hiçbir insan “Ben kibirliyim ve kibrim bana çok şey kaybettirecek” demez, kendine verilecek büyük bir darbedir bu. Sigara ya da içki ya da kumar oynamak gibi bu, misal bir kişi gelip “Ben sigara içiyorum ve ciğerlerim pırıl pırıl oluyor” dese herhalde deli bu diyerek yanından gidebiliriz. Kumar oynayıp mal mülk kaybeden insanlar için de bu geçerli ya da p*rno bağımlıları için. Herkesin kendince bir bahanesi oluyor. Benim için aslında kibir çok geçmişten patlak veren ve PMO’ya beni yıllar evvel saplantılı noktaya getirecek kadar büyük bir mevzu.

2.1. Kendime “Loner” dememde bir sebep var: Toplumlara yönelik adaptasyonu asla sağlayamamam. Bu konuda bir çocuk ya da ergeni yönlendirilebilecek en kötü şekilde yönlendirdiler zamanında. Evladım sen çok zekisin, onlar sen anlamıyor ya da evladım sen özelsin, sen şusun, sen busun vır vır. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde eğer sen bir çocuğa bunu aşılarsan çocuk tabii kibir geliştirir ve ne o diğer çocuklar benmerkezci doğalarından ötürü ne bunu alttan alabilir ne de kibir geliştiren çocuk erişkinlerden gördüğü o muameleyi yaşı ve bilinci doğrultusunda akıllıca sorgulayabilir. Sonuç? Zorbalığa uğramış ya da zorbalığa uğradığını sanıp millete ana avrat söven bir ergen belirir karşınızda. Bu tür “özel çocuk” muhabbetini yapanlar bana hep teyzelerdi, amca - enişte gibi adamlar değildi ve ben ergenliğimde beni pohpohlamayan kişilere kin güderdim. Şu an aslında pohpohlanmaya değer bir özelliğimin olmadığını görüyorum. Zekanın doğru yerde kullanılmasını ya da erdem - ahlak - sözünün eri olma gibi şeyleri öğretmediler maalesef. Ha şu an bunları biliyorum doğru ama bunları bana öğreten bir erkek figürüm neden yoktu? Kendimi bir erkek figürü olarak görüyorum tüm sülalede artık, kendinden bir baba yaratmak zorunda kalmak zor bir şey olmalı.

2.2. Yeni çevreler edindikçe aslında daha farklı karakterlere bürünebilmek ve karakteri daha sağlam temellerle inşa edebilmek bana kalırsa büyük bir mutluluk. Bir de ahali, muhtaçlık - minnet ve haset gibi duygular gerçekten çok kötü. Şimdi burada haset sadece karşı taraftan kaynaklı olmuyor, kendimizi nasıl sunduğumuzla da alakalı. Bunu tabii kendimin fark etmesi çok fazla zaman aldı, geçmiş ilişkilere bakış açımı epey değiştirdi.

2.3. Kibrin ya da sağlıksız bir mütevazi perspektifin bedeli olarak haset oluyormuş, bu da geç fark ettiğim bir mevzu oldu. Örnekle bir kişi Cambridge’e gidip Bilkent’ten bir öğrenciye “Çok kolay oldu, ben yapabildim” derse tabii ki Bilkentli öğrenci haset duyar. Kendimin de haset duyup daha doğru çabalarla hayatımı daha farklı noktalara getirebilme şansımın olduğu bir dünya neyse ki var ki bu olanaksız bir şey değildi.



3. İsveç hükümetinin sağladığı burslar için 3.000 saat çalışma geçmişi (full time, part time ve stajlar, projeler vesaire) teyitlemem gerekiyor. Bunun saatlerinde bir uyuşmazlık olmaması adına ikinci bir işe girdim. Bir süre aslında geceli gündüzlü çalıştım, gündüzleri proje tasarladım-kod yazdım-ekiplerle görüştüm ve geceleri ikincil bir alanda uzmanlaşmayı denedim. İkincil alan normalde olan çalışma alanımdan öylesine alakasızdı ki hani hesaplamalı psikiyatrik sinirbilim nerede, garsonluk nerede. Ne denilse haklılar ancak maksat burada aşırı bir para kazanmak değil ki kendi alanımda ikincil bir şirkette zaten çalışamazdım etik sebeplerden ötürü.

3.1. Bir restorana girdim ve yemek yedim. Şef ile yaptığımız tavuğun marinasyonu, etin dinlenmesi, kokorecin temizliği derken bir delilik ettim ve şefle konuşmaya karar kıldım, durumu açıkladım ve dedim benim 3.000 saati teyitlemem gerekiyor tüm stajlarla ve çalışmalarla beraber, beni çırak alsana dedim. Safi delilik gibi geliyor ki ailem de dedi, evladım sen dünyanın farklı yerlerinde rekabet etmiş kişisin, neden böyle bir ikincil iş dediler (Aklıma da 58.güne kadar bağımsız yazılımcı ya da danışmanlık gelmedi HER NASIL OLDUYSA), ben de onlara gündüzleri verilerimi inşa eder ve geceleri garsonluk yaparım dedim ki yaptım da, elimden geldiğince o işi yaptım.

3.1.1. Bilenler bilir, esnaf olan varsa alınmasın üstüne, bu yılların esnaf adamları senin kaşının milimetrik oynamasından dahi ne yapacağını anlarlar. Zehir gibi davranış analizi kabiliyetleri var bu adamların ki ortaklardan biri on numara “Dark Triad” diyebileceğin çakalın önde gideni bir herifti. Machiavelli görse zihin savaşlarına girer, öyle bir herifti. Bu tür bir işe uygun olmadığımı bence düşünmüş olacaklar ki iş disiplini ve işin yapılışı ve sürekliliği konusunda aslında hiçbir problemim olmadığına kalıbımı basarım fakat biraz gergin bir hava vermişim sanıyorum. Bu işe uygun olmadığım söylendi, neyse ki paramı alabildim. Yine ben kendi alanımda danışmanlık ayrıca yaparak bu bursu teyitlesem daha doğru olur.

3.2. Normalde ben PMO yaparken bazen evden çıkmak bile zulüm olabiliyordu ama bu sefer hiç denenmemiş bir şey yaptım, bir delilikti bu ama bana çok büyük bir şey öğretti: Bu tür bir işe o kadar da uygun olmadığımı. Denemiş olmaktan zarar gelmez ki ellerim artık çatlamış ve kanama raddesine kadar gelmişti. Acı çekmekten mi yoksa acı çektikçe yaşadığım boşluğu unutmamdan ötürü mi bilmiyorum ama gece yarıları eve dönmek bana çok çok iyi gelmişti. Yine genç yaşımdan ötürü farklı işler veya tecrübeler deneyebilirim ama sanıyorum yemek işi olmaz salt bulaşık yıkamadan ötürü.



4. Şimdi psikiyatri temelli bazı sorunlardan ötürü bariz bir sıkıntımı artık görebilmeye başladım netlikle. Bunu benzer sorunlarla cebelleşen kişilere de aktarabilmek yürekten istiyorum. Simon Baron-Cohen diye bir adam var, ortaya “Mindblindness” diye bir terim atıyor (kısaca bir kişinin karşı tarafın düşüncelerini algılayamaması ve karşı tarafın da kendisi gibi olduğunu ya da algıladığını düşünme durumu) ve bu çalışması ile dünyayı sallayabiliyor ve zamanla dünyada alanındaki en büyük karar mercii oluyor. Alan üstüne de çalışmalar yapanlar var hani dünyanın her tarafında, ilgilisine her türlü kaynağı verebilirim.

4.1. 59. güne geldiğimde artık bencilliğime dair çok bariz detayları görebilmeye başlamıştım. Geçmişi ve günümüzü daha iyi bir şekilde anlıyorum. Arkadaşım dediğim insanların neredeyse tamamının o kadar da arkadaşım olmadığını görüyorum. Canımı yakıyor mu, aslında hayır. Bana verilmiş geri dönüşsüz bir hasar yok, iki yüzlü olduklarını görüyorum. Herkesle anlaşacağım diye bir şart asla yok fakat kendimin de neleri kaybedebildiğini görüyorum yanımda bir insan olmayınca ya da çalabileceğim bir kapının yokluğunda.

4.1.1. Kendimi bir noktada paraladığım insanların (18-23 yaş bandı özellikle) özelliklerine baktığımda değmeyeceklerine eminim ki numaralarını da sildim, bana ulaşmak isterlerse de bu saatten sonra onlara vereceğim bir tepkim yoktur. Peki kendimin kaybettiği insanlar? Beni abisi yerine koymuş bir kız, resmen kendini ilişki uğruna feda etmiş bir sevgili, bazı güzel ahbaplıkların kaybolması, hayal kırıklıkları ve diğerleriyle açılan o büyükçe uçurum… O uçurumu kendimin yarattığını biliyorum. Evrendeki sınırsız seçenek içerisinde onları kaybedeceğim eylemleri sergiledim. Pişman değilim zira bunlardan aldığım dersler karakterimi ebediyen değiştirdi. O uçurum onlar için ebediyen kalacak ama kendi içimde kapatmaya ve ebediyen o uçurumu tekrar açmamaya ant içtim zamanında.

4.1.2 P*rno insanlardan empatiyi koparıp alıyor. Bu son süreç başladığında ben insani duygularla beraber göz yaşlarıma hakim olamayan biri olmuştum. Şu an daha dingin bir yapıya sahibim belki de zira sözü net, insani duygularını ilerletmiş ve yaklaşımlarını zamanla ona göre şekillendirmiş biriyim. Artık bir insanın mutluluğu ve mutsuzluğuna ya da sevinç ve üzüntüsüne daha farklı yaklaşıyorum. Şoka uğrayabiliyor ya da gerçekten derin hislerle uyanabiliyorum.

4.2. Artık dünya daha farklı bir yer. Daha açık ve keşfetmeye daha fazla eğilimli. Yeni tecrübeler ve yeni tatlarla. Yaşamak bir yemek gibi aslında, ne tatmak istiyorsan ya da ne algılamak istiyorsan sana onu veriyor. Şu anda da öyle çok olağanüstü şekilde yaşamıyorum ancak eskisi gibi “hiç” yaşamıyorum.

4.2.1. Söylemesi zor geliyor ama kendimi her geçen gün biraz daha fazla bağışlıyorum. Yine kibir ve bencillikle ilintili fakat insan o kibrin ve bencilliğin bir şey getirmediğini hatta götürdüğünü anladığında dünyaya çok farklı bakıyor bile olabilir. Kaybın neredeyse dönülürse kardır demişler, belki de haklılardır. Tek geri dönüşsüz olan şey zaman parametresi burada…



5. PIED konusunu daha fazla açmayacağım zira 30.günde de yoktu, şimdi de yok.

5.1. Bazı kişiler hayat kadınları üstüne sohbetler açtı bu süre zarfında. Ben eskort yanlısı biri değilim, para vererek bunun yapılmasını da etik ve sağlıklı bulmuyorum ama farklı bir dinamiği görebiliyorum burada. Rastgele bir hayat kadını gelip senin verdiğin 10k sonrasında bir saat boyunca sana "aşkım - bebeğim" diyebiliyor ve seni memnun ediyor. 10k ile bir insanın yapabilecekleri son derece fazla, hele bir saate harcanması son derece abes bir meblağ bu. Yapana laf etmem ama ben paramı buna harcamak yerine kombin yapıp giyimim, kuşamımı yaratmaya karar kıldım.

5.2. Eski yaşantılarıma dair bazı çatışmalı ve git gelli görüşlerim hala mevcut fakat eyleme geçtikçe ve yeni tecrübelerle beraber eskiden de pek bir şey kalmıyor. Bağışlamaya daha yatkın oluyorsun sanırım.



6. Proje geliştirme süreçlerimiz bitti ve başvurumuzu yaptık. Değerlendirme sonuçlarını zaten kesinleşince yazarım.

6.1. Bu proje geliştirme süreçleri de çok yorucu ve gergin olabiliyordu herkes için. Neyse ki çalışmamızı bazen kendi içinde anlaşmazlıklar bile olsa sunabildik.

6.2. Sunduğumuz çalışmanın yanı sıra TISUS ve IELTS sınavları var önümde.



7. Hayata dair bir heyecanım var dostlar. Zorlukları üstlenebilecek kuvvet, doğru işleyecek akıl ve zamanla surları güçlendirecek sabrı elde ettim.



Sorularınızı seve seve yanıtlarım. 90.günde görüşmek dileğiyle...

Loner II
selam dostum, 60. gun raporu icin eyvallah valla. sadece nofap'i degil; kibri, "ozel cocuk" muhabbetini ve gecmis hatalarla yuzlesmeni okumak bana baya dokundu. P'yi kesip M'yi zamanla zihnin kendi akisina birakma mantigi kafama cok fena oturdu.


ben de 4-5 yildir bu cemberin icindeyim, en fazla 8. gunu gorebildim. senin yakaladigin o zihinsel berrakligi ve eyleme gecme gücünü yakalamaya calisiyorum. sana 3 soru sormak istiyorum:


1. kendi kibrinle ve bencil taraflarinla yuzlestigini anlatmissin. insan bagimliyken kendini kandirmaya cok meyilli oluyor biliyorsun. kendine karsi bu radikal durustlugu nasil kurdun, o ilk "ben n'apiyorum ya" dedigin kirilma ani nasil geldi?


2. garsonluktan yemek kursuna, projelerden dil sinavlarina kadar dunya kadar is koymussun hayatin ortasina. pmo gidince beynin dustugu o devasa dopamin boslugunu evde oturup kriz beklemek yerine boyle yardirip gitme ivmesine nasil cevirdin ilk haftalarda?


3. ilk 30 gun P'yi kesip M'yi serbest biraktiktan sonra M'nin de kendiliginden bitme sureci nasil akti? zihnin "saf hayal gucu" olayindan "buna da gerek yokmus" noktasina gelmesi ne kadar zamanini aldi?


eyvallah tekrardan, 90. gun raporunu da merakla bekliyorum. yolun acik olsun.
 

Loner II

Computational Neuroethologist
Katılım
22 Tem 2021
Mesajlar
104
Tepki puanı
293
Puanları
91
Yaş
25
Konum
Stockholm
selam dostum, 60. gun raporu icin eyvallah valla. sadece nofap'i degil; kibri, "ozel cocuk" muhabbetini ve gecmis hatalarla yuzlesmeni okumak bana baya dokundu. P'yi kesip M'yi zamanla zihnin kendi akisina birakma mantigi kafama cok fena oturdu.


ben de 4-5 yildir bu cemberin icindeyim, en fazla 8. gunu gorebildim. senin yakaladigin o zihinsel berrakligi ve eyleme gecme gücünü yakalamaya calisiyorum. sana 3 soru sormak istiyorum:


1. kendi kibrinle ve bencil taraflarinla yuzlestigini anlatmissin. insan bagimliyken kendini kandirmaya cok meyilli oluyor biliyorsun. kendine karsi bu radikal durustlugu nasil kurdun, o ilk "ben n'apiyorum ya" dedigin kirilma ani nasil geldi?


2. garsonluktan yemek kursuna, projelerden dil sinavlarina kadar dunya kadar is koymussun hayatin ortasina. pmo gidince beynin dustugu o devasa dopamin boslugunu evde oturup kriz beklemek yerine boyle yardirip gitme ivmesine nasil cevirdin ilk haftalarda?


3. ilk 30 gun P'yi kesip M'yi serbest biraktiktan sonra M'nin de kendiliginden bitme sureci nasil akti? zihnin "saf hayal gucu" olayindan "buna da gerek yokmus" noktasina gelmesi ne kadar zamanini aldi?


eyvallah tekrardan, 90. gun raporunu da merakla bekliyorum. yolun acik olsun.
Hocam yorumun için teşekkür ederim öncelikle, bu yazıyı yazabilmek kendim için de zor oldu esasında fakat bir yanım gururla ama bir yanım da buruklukla yazdı bu metni.

1- İnsan söylediğin gibi gerçekten de kendini kandırmaya inanılmaz meyilli oluyor bağımlılık süreçlerinde. Dünya üstündeki bütün bağımlılıklar gerçeklikten kaçış üstüne işler ki bütün tekelleşmiş bağımlılık sektörü (p*rnodan tut tütüne ve içkiye kadar her şey) insan davranış ve psikolojisini delicesine iyi bilirler. Hikayeleri vardır hatta Marlboro’nun servet yapma hikayesi gibi, bakabilirsin.


Sorunun yanıtına gelirsek, bu radikal dürüstlük aslında bir günde tabii ki kusursuz bir şekilde gerçekleşmiyor. Bende 7 yıla yayılmış bir süre zarfında bütün bunlar gerçekleşti ki bu serüven gerçekten de insan potansiyelinin sınırlarını zorlayan da bir serüven oldu. İlk defa bu radikal dürüstlüğe eriştiğimde Nofap ile ilk defa karşılaşmıştım, yıl 2019 idi, gerçekten rezil bir yaşantım vardı. O can yakan ama radikal denebilecek o dürüstlük beni bugüne taşıdı desem yalan olmaz. Bu aslında kendim için gerçekleşen ilk “Zeroed Out” idi (Tanıma internetten bakmanı kesinlikle öneririm ama kısaca sıfırlanma demek).

Her ne kadar 2023 - 2026 arasında bazı konularda kendimi kandırsam da hayatımın çok çok iyi olduğu yönünde aslında değildi, 2026’nın ilerleyen zamanlarında özellikle o cinnet anını hak etmeyen o insanı hatırlıyorum ki forumda bile yazmış olabilirim yüzeysel şekilde. O cinnet anı aslında ruhani olarak sıfırlandığım bir andı, öfkeme yenilmeyeceğim demiştim ama kendime verdiğim sözü tutamamakla birlikte aslında psikolojik çöküşü gayet de ağır yaşadım. İçime gayet kapanıp böyle yıkımı resmen izlediğim bir dönem oldu. İkinci kez sıfırlanmam ise aslında daha yeni oluyor ki ilk sıfırlanmamla beraber o insan yıllar içinde hayatıma girmiş ve ikinci sıfırlanmamla beraber o insanı da kendimi de bağışlayabilmiştim. İlki bana onu verdi, ikincisi de onu bırakmamı sağladı.

2- Yardırıp gitme dediğimiz şey 7 yılda aslında şekillenip oluşan bir mevzu. Ben ilk Nofap’e başladığım zaman dilimlerinde sabah erkenden kalkar, şınav - mekik - squat yapardım, ders çalışır ve farklı alanlarda araştırmalar yapar ve okurdum, ciddi bir kilo kaybının yanı sıra içinde bulunduğum okulun en iyi sınıfındaydım ve akşamları ayrıca spora gider ve sosyalleşirdim. Bu dediğim tabii ki 2019’un ortaları ve sonları idi. Burada yazılanlar evet insana birkaç ay içinde mükemmel gibi gelebilir fakat burada beni fişekleyen mevzu hayatımın en kötü dönemleri olan liseden sonra üniversite için bambaşka bir insan olmaktı.

Üniversite yıllarında bambaşka bir tablo seyretse de gidişatı esasında potansiyelin altında kalan farklı noktalar maalesef vardı. “4 Yıl Sonra "Loner"/“ Şuradan da okuyabilirsin detayları ki bu eski bir yazı. Tamam ben gidip dil öğrenip, yazılım öğrenip, işe girip, sosyalleşip, yurt dışına gidip falan çalışmış olabilirim fakat o ivmeyi engelleyen faktörü bulmak tam 7 yılımı aldı. Kaybettiğim şeyleri evet düşünüyorum ki insanlar bana anlattığımda hayranlıkla bakıyorlar fakat ben “asıl hedeflediğim ve istediğimi” elde edemediğim için boşluğa düşüp üzüldüğüm oluyor. Lisedekinden çok alakasız bir yaşantım oldu evet neredeyse her anlamda fakat göze net görünmeyen kibir - bencillik - öfke üçgeninde o kadar da köklü arkadaşlıklar kuramadığımı ya da o arkadaşlıklardan hiçbir şey kalmadığını görüyorum.

Dopamin boşluğu denen şey aslında ilk yazıda da bahsettiğim “Neural plasticity” durumundan ötürü yaşamadım zira kendimi alıştırarak süreci ele aldım. Bir o kadar ilk 30 gün sabah 7 - akşam 5 arası neredeyse köpek gibi iş yapmaktan ve eğitimler almaktan artık ayrıca PMO’ya mecalim kalmıyordu. 60.güne kadar da daha sert bir mekanizma ile gece-gündüz çalışmalı olmaya başladı süreç. Yurt dışı görüşmeleri + spor + proje + gece istihdamı + sağlıklı beslenme vesaire hepsinin bir diğer bedeli de ikinci sıfırlanmamı yaşatan o cinnet anı oldu.

Özetle “Acı ve travma en büyük ama en iyi öğretendir” demişler, haklılar.

3- Şimdi ilk 30 gün evet p*rnografisizliğe kendimi alıştırdım ki şu an mesela aramıyorum. Yani başka insanları seks yaparken izlemek abes geliyor. Sorunun yanıtı şöyle; PMO dediğimiz şeyde P sahte görsel bir hiperuyarandır, M evrimsel süreçte yer etmiş ama kimi insanlarca abartıya kaçan bir eylemdir ve O ise insan oğlunun en büyük zevklerinden biridir. Bir kere P’yi kesince çıplaklık kalmıyor ortada, sen çıplaklığın ne olduğunu unutmaya başladıkça o cinselliği hayal etmeye başlıyorsun ki hayal etmek ya da analitik işler yapmak ya da “critical thinking” dedikleri derin ve katmanlı düşüncelere girdiğinde beyin o görselliği yaratırken bile inanılmaz efor sarf ediyor. P’nin bize verdiği hazır, eforsuz ve sağlıksız bir uyarılmanın ardından P’nin yokluğunda canlandırması ciddi efor gerektiren ama sağlıklı bir uyarılma her zaman tercih edilebilir. Çünkü PMO ile MO yorgunluğu arasında büyük bir fark var: PMO aşırı dopamin salgılanması ve reseptör körelmelerinin yanı sıra ejakülasyon kaynaklı kişiyi bezgin ve sersem hale getirirken MO bir görsel veya anın canlandırılması için bile beynin ne denli mesai yaptığını bilerek sağlıklı düzeyde dopamin salgılatan ve ejakülasyon sonrası o kadar da yorgunluğa sebebiyet vermeyecek bir fark.

M’de aslında benzer mantığa dayanıyor. Sen M yaparken sadece penetrasyon olma taklidi yapıyorsun ve bundan zevk alıyorsun. Oysa yaptığın tek şey elinle beraber olmak. Gerçek cinselliğin verdiği o nefes alışverişi, duygular, algılar gibi şeyler yok. Gerçek seks gayet yorucu olan ve uzmanlaşması gerçekten vakit alabilen bir eylem hem erkek hem de kadın için.

Bu kadar radikal konuştuğuma bakmayın, kendim için M belki de P’den katbekat daha zorlu oldu aşması.

P.S: Bunu 4.madde olarak sayın. Şimdi bu yazacağımı umarım forumda düşünen insanlar yoktur her ne kadar daha geçen forum dışındaki birinden benzer bir şey duysam da. “Garibanın elinden PMO’yu alırsan bir cacığı kalmaz geriye, kadın peşinde mi koşacağız” minvalinde kurulmuş bir cümleydi bu. Ona söylediğimi de aktarayım, eğer siz PMO’yu bırakmazsanız o koşacağınız senaryosunu yazdığınız kadınları bile bulamazsınız dedim.

P.S 2: 7 Eylül itibariyle 60 gün oldu.

Bir yolunu bulun, vallahi bırakın. Şu an gittiğim yol öylesine güzel ki…
 

lockedpup

Yeni Fapstronot
Katılım
27 Eki 2021
Mesajlar
23
Tepki puanı
18
Puanları
4
Hocam yorumun için teşekkür ederim öncelikle, bu yazıyı yazabilmek kendim için de zor oldu esasında fakat bir yanım gururla ama bir yanım da buruklukla yazdı bu metni.

1- İnsan söylediğin gibi gerçekten de kendini kandırmaya inanılmaz meyilli oluyor bağımlılık süreçlerinde. Dünya üstündeki bütün bağımlılıklar gerçeklikten kaçış üstüne işler ki bütün tekelleşmiş bağımlılık sektörü (p*rnodan tut tütüne ve içkiye kadar her şey) insan davranış ve psikolojisini delicesine iyi bilirler. Hikayeleri vardır hatta Marlboro’nun servet yapma hikayesi gibi, bakabilirsin.


Sorunun yanıtına gelirsek, bu radikal dürüstlük aslında bir günde tabii ki kusursuz bir şekilde gerçekleşmiyor. Bende 7 yıla yayılmış bir süre zarfında bütün bunlar gerçekleşti ki bu serüven gerçekten de insan potansiyelinin sınırlarını zorlayan da bir serüven oldu. İlk defa bu radikal dürüstlüğe eriştiğimde Nofap ile ilk defa karşılaşmıştım, yıl 2019 idi, gerçekten rezil bir yaşantım vardı. O can yakan ama radikal denebilecek o dürüstlük beni bugüne taşıdı desem yalan olmaz. Bu aslında kendim için gerçekleşen ilk “Zeroed Out” idi (Tanıma internetten bakmanı kesinlikle öneririm ama kısaca sıfırlanma demek).

Her ne kadar 2023 - 2026 arasında bazı konularda kendimi kandırsam da hayatımın çok çok iyi olduğu yönünde aslında değildi, 2026’nın ilerleyen zamanlarında özellikle o cinnet anını hak etmeyen o insanı hatırlıyorum ki forumda bile yazmış olabilirim yüzeysel şekilde. O cinnet anı aslında ruhani olarak sıfırlandığım bir andı, öfkeme yenilmeyeceğim demiştim ama kendime verdiğim sözü tutamamakla birlikte aslında psikolojik çöküşü gayet de ağır yaşadım. İçime gayet kapanıp böyle yıkımı resmen izlediğim bir dönem oldu. İkinci kez sıfırlanmam ise aslında daha yeni oluyor ki ilk sıfırlanmamla beraber o insan yıllar içinde hayatıma girmiş ve ikinci sıfırlanmamla beraber o insanı da kendimi de bağışlayabilmiştim. İlki bana onu verdi, ikincisi de onu bırakmamı sağladı.

2- Yardırıp gitme dediğimiz şey 7 yılda aslında şekillenip oluşan bir mevzu. Ben ilk Nofap’e başladığım zaman dilimlerinde sabah erkenden kalkar, şınav - mekik - squat yapardım, ders çalışır ve farklı alanlarda araştırmalar yapar ve okurdum, ciddi bir kilo kaybının yanı sıra içinde bulunduğum okulun en iyi sınıfındaydım ve akşamları ayrıca spora gider ve sosyalleşirdim. Bu dediğim tabii ki 2019’un ortaları ve sonları idi. Burada yazılanlar evet insana birkaç ay içinde mükemmel gibi gelebilir fakat burada beni fişekleyen mevzu hayatımın en kötü dönemleri olan liseden sonra üniversite için bambaşka bir insan olmaktı.

Üniversite yıllarında bambaşka bir tablo seyretse de gidişatı esasında potansiyelin altında kalan farklı noktalar maalesef vardı. “4 Yıl Sonra "Loner"/“ Şuradan da okuyabilirsin detayları ki bu eski bir yazı. Tamam ben gidip dil öğrenip, yazılım öğrenip, işe girip, sosyalleşip, yurt dışına gidip falan çalışmış olabilirim fakat o ivmeyi engelleyen faktörü bulmak tam 7 yılımı aldı. Kaybettiğim şeyleri evet düşünüyorum ki insanlar bana anlattığımda hayranlıkla bakıyorlar fakat ben “asıl hedeflediğim ve istediğimi” elde edemediğim için boşluğa düşüp üzüldüğüm oluyor. Lisedekinden çok alakasız bir yaşantım oldu evet neredeyse her anlamda fakat göze net görünmeyen kibir - bencillik - öfke üçgeninde o kadar da köklü arkadaşlıklar kuramadığımı ya da o arkadaşlıklardan hiçbir şey kalmadığını görüyorum.

Dopamin boşluğu denen şey aslında ilk yazıda da bahsettiğim “Neural plasticity” durumundan ötürü yaşamadım zira kendimi alıştırarak süreci ele aldım. Bir o kadar ilk 30 gün sabah 7 - akşam 5 arası neredeyse köpek gibi iş yapmaktan ve eğitimler almaktan artık ayrıca PMO’ya mecalim kalmıyordu. 60.güne kadar da daha sert bir mekanizma ile gece-gündüz çalışmalı olmaya başladı süreç. Yurt dışı görüşmeleri + spor + proje + gece istihdamı + sağlıklı beslenme vesaire hepsinin bir diğer bedeli de ikinci sıfırlanmamı yaşatan o cinnet anı oldu.

Özetle “Acı ve travma en büyük ama en iyi öğretendir” demişler, haklılar.

3- Şimdi ilk 30 gün evet p*rnografisizliğe kendimi alıştırdım ki şu an mesela aramıyorum. Yani başka insanları seks yaparken izlemek abes geliyor. Sorunun yanıtı şöyle; PMO dediğimiz şeyde P sahte görsel bir hiperuyarandır, M evrimsel süreçte yer etmiş ama kimi insanlarca abartıya kaçan bir eylemdir ve O ise insan oğlunun en büyük zevklerinden biridir. Bir kere P’yi kesince çıplaklık kalmıyor ortada, sen çıplaklığın ne olduğunu unutmaya başladıkça o cinselliği hayal etmeye başlıyorsun ki hayal etmek ya da analitik işler yapmak ya da “critical thinking” dedikleri derin ve katmanlı düşüncelere girdiğinde beyin o görselliği yaratırken bile inanılmaz efor sarf ediyor. P’nin bize verdiği hazır, eforsuz ve sağlıksız bir uyarılmanın ardından P’nin yokluğunda canlandırması ciddi efor gerektiren ama sağlıklı bir uyarılma her zaman tercih edilebilir. Çünkü PMO ile MO yorgunluğu arasında büyük bir fark var: PMO aşırı dopamin salgılanması ve reseptör körelmelerinin yanı sıra ejakülasyon kaynaklı kişiyi bezgin ve sersem hale getirirken MO bir görsel veya anın canlandırılması için bile beynin ne denli mesai yaptığını bilerek sağlıklı düzeyde dopamin salgılatan ve ejakülasyon sonrası o kadar da yorgunluğa sebebiyet vermeyecek bir fark.

M’de aslında benzer mantığa dayanıyor. Sen M yaparken sadece penetrasyon olma taklidi yapıyorsun ve bundan zevk alıyorsun. Oysa yaptığın tek şey elinle beraber olmak. Gerçek cinselliğin verdiği o nefes alışverişi, duygular, algılar gibi şeyler yok. Gerçek seks gayet yorucu olan ve uzmanlaşması gerçekten vakit alabilen bir eylem hem erkek hem de kadın için.

Bu kadar radikal konuştuğuma bakmayın, kendim için M belki de P’den katbekat daha zorlu oldu aşması.

P.S: Bunu 4.madde olarak sayın. Şimdi bu yazacağımı umarım forumda düşünen insanlar yoktur her ne kadar daha geçen forum dışındaki birinden benzer bir şey duysam da. “Garibanın elinden PMO’yu alırsan bir cacığı kalmaz geriye, kadın peşinde mi koşacağız” minvalinde kurulmuş bir cümleydi bu. Ona söylediğimi de aktarayım, eğer siz PMO’yu bırakmazsanız o koşacağınız senaryosunu yazdığınız kadınları bile bulamazsınız dedim.

P.S 2: 7 Eylül itibariyle 60 gün oldu.

Bir yolunu bulun, vallahi bırakın. Şu an gittiğim yol öylesine güzel ki…
selam dostum, bu kadar detayli, bedel odenmis ve samimi cevap verdigin icin gercekten cok eyvallah. yazdigin her bir satiri iki kez okudum desem yeridir.


ozellikle "Zeroed Out" kavramini ve PMO ile saf MO arasindaki o efor/dopamin farkini anlatis seklin kafamdaki bircok tasi yerine oturttu. biz genelde "her seyi ayni anda kusursuz keseyim" kafasina girip iradeyi yakiyoruz, ama senin bahsettigin o uyarim seviyesini kademeli dusurme ve P'yi tamamen hayatindan cikarip M'yi zihnin dogalligina birakma mantigi su an benim icin en somut harita oldu.


"PMO'yu birakmazsaniz gercek hayati ve o koscaginiz insanlari bile bulamazsiniz" lafin da ayrica tokat gibi indi. ben 4-5 yildir bu cemberin icindeyim ve en fazla 8. gunu gorebildim. ama senin bu 60 gunluk seruveninde anlattigin o radikal durustluk ve hayati eylemle doldurma olayi bana ihtiyacim olan baska bir bakis acisini verdi. sorun sadece ekrana bakmamak degilmis, o boslugu gercek hayatla doldurmakmis.


7 eylul itibariyle 60. gununu de yurekten tebrik ederim dostum, gercekten buyuk bir emek ve karakter donusumu var ortada. darisi 90'a ve bizim basimiza. bu sundugun hipotezi ve kademeli yolu bizzat kendi hayatima uygulayacagim.


yolun acik olsun, surecini ve raporlarini merakla takipteyim.
 
shape1
shape2
shape3
shape4
shape5
shape6
Üst