Esenlikler ahali. Bu yazı “30 Günün Analizi/“ yazısının devamıdır. Burada süreç hem karakter hem de dünyaya dair görüşleri ele alacaktır, yeni eklemeler yapılmıştır. Her ne kadar "60.Gün Analizi" olarak planlasam bile bunu 60.günde yani yarın paylaşamayacak olmamda gerekçeler var (Relapse değil).
Açıkçası tüm 7 yıllık süreçlerimde ulaştığım en uzun süre zarfı budur, hayatımda olan değişimleri ve görüşlerimi paylaşmaktan yanayım.
1. PMO’nun bağımlılık yapıcı bir dinamiğini aslında kırmak gerekli. Ben P’yi bıraktığımda (40’lı günlerin içerisinde özellikle) çıplaklığın nasıl bir şey olduğunu unuttuğumu fark ettim. M ve O’nun en büyük tetikleyicisi aslında çıplaklığı bize simüle edilmiş olarak aktarması. Çıplaklık kaybolduğu zaman bizim M yapmaya da ihtiyacımız olmuyor zira saf hayal gücüyle bile yaptığımız zaman o görseli veya anı hatırlamamız gerekiyor. Benim için aslında en zor kısım P’nin bırakılması değil ama M’nin bırakılması oldu.
1.1. Çelişkili gelebilir söyleyeceklerim ki ben ilk 30 günde P’nin bırakılması konusunda son derece inatçı bir görüşe sahiptim. M’nin ise bırakılması gerekildiğine o kadar inanmıyordum ama M’yi bırakınca ilerleyen zamanlarda akıl sağlığımın ve stabilitemin daha da iyi hale geldiğini gördüm.
1.2. Dünya algısı konusunda şunu söyleyebilirim. Dünyada yaşanmaya değer o kadar fazla şey var ki! Bunu söyleyen kişinin (bendeniz) uzun yıllar özk*yım gibi düşünceleri olduğunu belirtmem gerek. Çok uzun süre bunun üzerine kafa patlattım hatta teşebbüs bile ettim. Zamanla dünya algımın ben toprağa karışmadığım takdirde hala bir yolu olabileceğine yönelik bir inanca evrildi, tıpkı 2019’daki gibi. Yemeğe karşı büyük bir ilgim olduğunu fark ettim ve bir yemek kursuna yazıldım.
1.2.1. Kognitif faaliyetler olarak ele aldığımızda ise sigara dışındaki sentetik şeker gibi şeyleri de bırakma düşüncem var. Sigarayı belli bir süredir içmiyorum, son içtiğim zaman ağzımın lağımdan beter ve metalik bir tat aldığını gördüğümden bu yana ve Allen Carr kitabını da okuduğumdan ötürü bir süredir sanıyorum sigaraya ve PMO’ya yönelik yaklaşımlarımın farklılığına şahit oldum. Hatta “Portal” kanalının da güzel bir videosu var konuyla alakalı ve gerçekten güzel. Bu tür bağımlılıklar insanda sahiden iğrenç bir kısır döngü yaratıyor ki bu tümüyle yanlış değil. Sahte ve aşırılığa kaçan bir zevkten ibaret hatta gerçek zevklerden kaçış ve uyuşukluğa yönelik bir baskı artık bağımlılıklar.
1.2.2. Eskisi gibi sakin müzikler dinlemeye devam ediyorum. Bazen sert şeyler de dinliyorum ama sakinlik iyidir be ya. Bir de son zamanlarda Yeşilçam filmlerini izlemekten zevk alıyorum. Münir Özkul - Adile Naşit - Tarık Akan - Şener Şen falan seyrediyorum, hakikaten çok güzel oyunculuklara sahipler.
2. İnsanlardaki haset ve kendimdeki kibir faktörlerini ele almaya karar verdim. Kibir fikri esasında “Breaking Bad” dizisinden ilhamla oluştu ya da dünya tarihini okudukça aklımda canlandı. Dünyadaki neredeyse hiçbir insan “Ben kibirliyim ve kibrim bana çok şey kaybettirecek” demez, kendine verilecek büyük bir darbedir bu. Sigara ya da içki ya da kumar oynamak gibi bu, misal bir kişi gelip “Ben sigara içiyorum ve ciğerlerim pırıl pırıl oluyor” dese herhalde deli bu diyerek yanından gidebiliriz. Kumar oynayıp mal mülk kaybeden insanlar için de bu geçerli ya da p*rno bağımlıları için. Herkesin kendince bir bahanesi oluyor. Benim için aslında kibir çok geçmişten patlak veren ve PMO’ya beni yıllar evvel saplantılı noktaya getirecek kadar büyük bir mevzu.
2.1. Kendime “Loner” dememde bir sebep var: Toplumlara yönelik adaptasyonu asla sağlayamamam. Bu konuda bir çocuk ya da ergeni yönlendirilebilecek en kötü şekilde yönlendirdiler zamanında. Evladım sen çok zekisin, onlar sen anlamıyor ya da evladım sen özelsin, sen şusun, sen busun vır vır. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde eğer sen bir çocuğa bunu aşılarsan çocuk tabii kibir geliştirir ve ne o diğer çocuklar benmerkezci doğalarından ötürü ne bunu alttan alabilir ne de kibir geliştiren çocuk erişkinlerden gördüğü o muameleyi yaşı ve bilinci doğrultusunda akıllıca sorgulayabilir. Sonuç? Zorbalığa uğramış ya da zorbalığa uğradığını sanıp millete ana avrat söven bir ergen belirir karşınızda. Bu tür “özel çocuk” muhabbetini yapanlar bana hep teyzelerdi, amca - enişte gibi adamlar değildi ve ben ergenliğimde beni pohpohlamayan kişilere kin güderdim. Şu an aslında pohpohlanmaya değer bir özelliğimin olmadığını görüyorum. Zekanın doğru yerde kullanılmasını ya da erdem - ahlak - sözünün eri olma gibi şeyleri öğretmediler maalesef. Ha şu an bunları biliyorum doğru ama bunları bana öğreten bir erkek figürüm neden yoktu? Kendimi bir erkek figürü olarak görüyorum tüm sülalede artık, kendinden bir baba yaratmak zorunda kalmak zor bir şey olmalı.
2.2. Yeni çevreler edindikçe aslında daha farklı karakterlere bürünebilmek ve karakteri daha sağlam temellerle inşa edebilmek bana kalırsa büyük bir mutluluk. Bir de ahali, muhtaçlık - minnet ve haset gibi duygular gerçekten çok kötü. Şimdi burada haset sadece karşı taraftan kaynaklı olmuyor, kendimizi nasıl sunduğumuzla da alakalı. Bunu tabii kendimin fark etmesi çok fazla zaman aldı, geçmiş ilişkilere bakış açımı epey değiştirdi.
2.3. Kibrin ya da sağlıksız bir mütevazi perspektifin bedeli olarak haset oluyormuş, bu da geç fark ettiğim bir mevzu oldu. Örnekle bir kişi Cambridge’e gidip Bilkent’ten bir öğrenciye “Çok kolay oldu, ben yapabildim” derse tabii ki Bilkentli öğrenci haset duyar. Kendimin de haset duyup daha doğru çabalarla hayatımı daha farklı noktalara getirebilme şansımın olduğu bir dünya neyse ki var ki bu olanaksız bir şey değildi.
3. İsveç hükümetinin sağladığı burslar için 3.000 saat çalışma geçmişi (full time, part time ve stajlar, projeler vesaire) teyitlemem gerekiyor. Bunun saatlerinde bir uyuşmazlık olmaması adına ikinci bir işe girdim. Bir süre aslında geceli gündüzlü çalıştım, gündüzleri proje tasarladım-kod yazdım-ekiplerle görüştüm ve geceleri ikincil bir alanda uzmanlaşmayı denedim. İkincil alan normalde olan çalışma alanımdan öylesine alakasızdı ki hani hesaplamalı psikiyatrik sinirbilim nerede, garsonluk nerede. Ne denilse haklılar ancak maksat burada aşırı bir para kazanmak değil ki kendi alanımda ikincil bir şirkette zaten çalışamazdım etik sebeplerden ötürü.
3.1. Bir restorana girdim ve yemek yedim. Şef ile yaptığımız tavuğun marinasyonu, etin dinlenmesi, kokorecin temizliği derken bir delilik ettim ve şefle konuşmaya karar kıldım, durumu açıkladım ve dedim benim 3.000 saati teyitlemem gerekiyor tüm stajlarla ve çalışmalarla beraber, beni çırak alsana dedim. Safi delilik gibi geliyor ki ailem de dedi, evladım sen dünyanın farklı yerlerinde rekabet etmiş kişisin, neden böyle bir ikincil iş dediler (Aklıma da 58.güne kadar bağımsız yazılımcı ya da danışmanlık gelmedi HER NASIL OLDUYSA), ben de onlara gündüzleri verilerimi inşa eder ve geceleri garsonluk yaparım dedim ki yaptım da, elimden geldiğince o işi yaptım.
3.1.1. Bilenler bilir, esnaf olan varsa alınmasın üstüne, bu yılların esnaf adamları senin kaşının milimetrik oynamasından dahi ne yapacağını anlarlar. Zehir gibi davranış analizi kabiliyetleri var bu adamların ki ortaklardan biri on numara “Dark Triad” diyebileceğin çakalın önde gideni bir herifti. Machiavelli görse zihin savaşlarına girer, öyle bir herifti. Bu tür bir işe uygun olmadığımı bence düşünmüş olacaklar ki iş disiplini ve işin yapılışı ve sürekliliği konusunda aslında hiçbir problemim olmadığına kalıbımı basarım fakat biraz gergin bir hava vermişim sanıyorum. Bu işe uygun olmadığım söylendi, neyse ki paramı alabildim. Yine ben kendi alanımda danışmanlık ayrıca yaparak bu bursu teyitlesem daha doğru olur.
3.2. Normalde ben PMO yaparken bazen evden çıkmak bile zulüm olabiliyordu ama bu sefer hiç denenmemiş bir şey yaptım, bir delilikti bu ama bana çok büyük bir şey öğretti: Bu tür bir işe o kadar da uygun olmadığımı. Denemiş olmaktan zarar gelmez ki ellerim artık çatlamış ve kanama raddesine kadar gelmişti. Acı çekmekten mi yoksa acı çektikçe yaşadığım boşluğu unutmamdan ötürü mi bilmiyorum ama gece yarıları eve dönmek bana çok çok iyi gelmişti. Yine genç yaşımdan ötürü farklı işler veya tecrübeler deneyebilirim ama sanıyorum yemek işi olmaz salt bulaşık yıkamadan ötürü.
4. Şimdi psikiyatri temelli bazı sorunlardan ötürü bariz bir sıkıntımı artık görebilmeye başladım netlikle. Bunu benzer sorunlarla cebelleşen kişilere de aktarabilmek yürekten istiyorum. Simon Baron-Cohen diye bir adam var, ortaya “Mindblindness” diye bir terim atıyor (kısaca bir kişinin karşı tarafın düşüncelerini algılayamaması ve karşı tarafın da kendisi gibi olduğunu ya da algıladığını düşünme durumu) ve bu çalışması ile dünyayı sallayabiliyor ve zamanla dünyada alanındaki en büyük karar mercii oluyor. Alan üstüne de çalışmalar yapanlar var hani dünyanın her tarafında, ilgilisine her türlü kaynağı verebilirim.
4.1. 59. güne geldiğimde artık bencilliğime dair çok bariz detayları görebilmeye başlamıştım. Geçmişi ve günümüzü daha iyi bir şekilde anlıyorum. Arkadaşım dediğim insanların neredeyse tamamının o kadar da arkadaşım olmadığını görüyorum. Canımı yakıyor mu, aslında hayır. Bana verilmiş geri dönüşsüz bir hasar yok, iki yüzlü olduklarını görüyorum. Herkesle anlaşacağım diye bir şart asla yok fakat kendimin de neleri kaybedebildiğini görüyorum yanımda bir insan olmayınca ya da çalabileceğim bir kapının yokluğunda.
4.1.1. Kendimi bir noktada paraladığım insanların (18-23 yaş bandı özellikle) özelliklerine baktığımda değmeyeceklerine eminim ki numaralarını da sildim, bana ulaşmak isterlerse de bu saatten sonra onlara vereceğim bir tepkim yoktur. Peki kendimin kaybettiği insanlar? Beni abisi yerine koymuş bir kız, resmen kendini ilişki uğruna feda etmiş bir sevgili, bazı güzel ahbaplıkların kaybolması, hayal kırıklıkları ve diğerleriyle açılan o büyükçe uçurum… O uçurumu kendimin yarattığını biliyorum. Evrendeki sınırsız seçenek içerisinde onları kaybedeceğim eylemleri sergiledim. Pişman değilim zira bunlardan aldığım dersler karakterimi ebediyen değiştirdi. O uçurum onlar için ebediyen kalacak ama kendi içimde kapatmaya ve ebediyen o uçurumu tekrar açmamaya ant içtim zamanında.
4.1.2 P*rno insanlardan empatiyi koparıp alıyor. Bu son süreç başladığında ben insani duygularla beraber göz yaşlarıma hakim olamayan biri olmuştum. Şu an daha dingin bir yapıya sahibim belki de zira sözü net, insani duygularını ilerletmiş ve yaklaşımlarını zamanla ona göre şekillendirmiş biriyim. Artık bir insanın mutluluğu ve mutsuzluğuna ya da sevinç ve üzüntüsüne daha farklı yaklaşıyorum. Şoka uğrayabiliyor ya da gerçekten derin hislerle uyanabiliyorum.
4.2. Artık dünya daha farklı bir yer. Daha açık ve keşfetmeye daha fazla eğilimli. Yeni tecrübeler ve yeni tatlarla. Yaşamak bir yemek gibi aslında, ne tatmak istiyorsan ya da ne algılamak istiyorsan sana onu veriyor. Şu anda da öyle çok olağanüstü şekilde yaşamıyorum ancak eskisi gibi “hiç” yaşamıyorum.
4.2.1. Söylemesi zor geliyor ama kendimi her geçen gün biraz daha fazla bağışlıyorum. Yine kibir ve bencillikle ilintili fakat insan o kibrin ve bencilliğin bir şey getirmediğini hatta götürdüğünü anladığında dünyaya çok farklı bakıyor bile olabilir. Kaybın neredeyse dönülürse kardır demişler, belki de haklılardır. Tek geri dönüşsüz olan şey zaman parametresi burada…
5. PIED konusunu daha fazla açmayacağım zira 30.günde de yoktu, şimdi de yok.
5.1. Bazı kişiler hayat kadınları üstüne sohbetler açtı bu süre zarfında. Ben eskort yanlısı biri değilim, para vererek bunun yapılmasını da etik ve sağlıklı bulmuyorum ama farklı bir dinamiği görebiliyorum burada. Rastgele bir hayat kadını gelip senin verdiğin 10k sonrasında bir saat boyunca sana "aşkım - bebeğim" diyebiliyor ve seni memnun ediyor. 10k ile bir insanın yapabilecekleri son derece fazla, hele bir saate harcanması son derece abes bir meblağ bu. Yapana laf etmem ama ben paramı buna harcamak yerine kombin yapıp giyimim, kuşamımı yaratmaya karar kıldım.
5.2. Eski yaşantılarıma dair bazı çatışmalı ve git gelli görüşlerim hala mevcut fakat eyleme geçtikçe ve yeni tecrübelerle beraber eskiden de pek bir şey kalmıyor. Bağışlamaya daha yatkın oluyorsun sanırım.
6. Proje geliştirme süreçlerimiz bitti ve başvurumuzu yaptık. Değerlendirme sonuçlarını zaten kesinleşince yazarım.
6.1. Bu proje geliştirme süreçleri de çok yorucu ve gergin olabiliyordu herkes için. Neyse ki çalışmamızı bazen kendi içinde anlaşmazlıklar bile olsa sunabildik.
6.2. Sunduğumuz çalışmanın yanı sıra TISUS ve IELTS sınavları var önümde.
7. Hayata dair bir heyecanım var dostlar. Zorlukları üstlenebilecek kuvvet, doğru işleyecek akıl ve zamanla surları güçlendirecek sabrı elde ettim.
Sorularınızı seve seve yanıtlarım. 90.günde görüşmek dileğiyle...
Loner II
Açıkçası tüm 7 yıllık süreçlerimde ulaştığım en uzun süre zarfı budur, hayatımda olan değişimleri ve görüşlerimi paylaşmaktan yanayım.
1. PMO’nun bağımlılık yapıcı bir dinamiğini aslında kırmak gerekli. Ben P’yi bıraktığımda (40’lı günlerin içerisinde özellikle) çıplaklığın nasıl bir şey olduğunu unuttuğumu fark ettim. M ve O’nun en büyük tetikleyicisi aslında çıplaklığı bize simüle edilmiş olarak aktarması. Çıplaklık kaybolduğu zaman bizim M yapmaya da ihtiyacımız olmuyor zira saf hayal gücüyle bile yaptığımız zaman o görseli veya anı hatırlamamız gerekiyor. Benim için aslında en zor kısım P’nin bırakılması değil ama M’nin bırakılması oldu.
1.1. Çelişkili gelebilir söyleyeceklerim ki ben ilk 30 günde P’nin bırakılması konusunda son derece inatçı bir görüşe sahiptim. M’nin ise bırakılması gerekildiğine o kadar inanmıyordum ama M’yi bırakınca ilerleyen zamanlarda akıl sağlığımın ve stabilitemin daha da iyi hale geldiğini gördüm.
1.2. Dünya algısı konusunda şunu söyleyebilirim. Dünyada yaşanmaya değer o kadar fazla şey var ki! Bunu söyleyen kişinin (bendeniz) uzun yıllar özk*yım gibi düşünceleri olduğunu belirtmem gerek. Çok uzun süre bunun üzerine kafa patlattım hatta teşebbüs bile ettim. Zamanla dünya algımın ben toprağa karışmadığım takdirde hala bir yolu olabileceğine yönelik bir inanca evrildi, tıpkı 2019’daki gibi. Yemeğe karşı büyük bir ilgim olduğunu fark ettim ve bir yemek kursuna yazıldım.
1.2.1. Kognitif faaliyetler olarak ele aldığımızda ise sigara dışındaki sentetik şeker gibi şeyleri de bırakma düşüncem var. Sigarayı belli bir süredir içmiyorum, son içtiğim zaman ağzımın lağımdan beter ve metalik bir tat aldığını gördüğümden bu yana ve Allen Carr kitabını da okuduğumdan ötürü bir süredir sanıyorum sigaraya ve PMO’ya yönelik yaklaşımlarımın farklılığına şahit oldum. Hatta “Portal” kanalının da güzel bir videosu var konuyla alakalı ve gerçekten güzel. Bu tür bağımlılıklar insanda sahiden iğrenç bir kısır döngü yaratıyor ki bu tümüyle yanlış değil. Sahte ve aşırılığa kaçan bir zevkten ibaret hatta gerçek zevklerden kaçış ve uyuşukluğa yönelik bir baskı artık bağımlılıklar.
1.2.2. Eskisi gibi sakin müzikler dinlemeye devam ediyorum. Bazen sert şeyler de dinliyorum ama sakinlik iyidir be ya. Bir de son zamanlarda Yeşilçam filmlerini izlemekten zevk alıyorum. Münir Özkul - Adile Naşit - Tarık Akan - Şener Şen falan seyrediyorum, hakikaten çok güzel oyunculuklara sahipler.
2. İnsanlardaki haset ve kendimdeki kibir faktörlerini ele almaya karar verdim. Kibir fikri esasında “Breaking Bad” dizisinden ilhamla oluştu ya da dünya tarihini okudukça aklımda canlandı. Dünyadaki neredeyse hiçbir insan “Ben kibirliyim ve kibrim bana çok şey kaybettirecek” demez, kendine verilecek büyük bir darbedir bu. Sigara ya da içki ya da kumar oynamak gibi bu, misal bir kişi gelip “Ben sigara içiyorum ve ciğerlerim pırıl pırıl oluyor” dese herhalde deli bu diyerek yanından gidebiliriz. Kumar oynayıp mal mülk kaybeden insanlar için de bu geçerli ya da p*rno bağımlıları için. Herkesin kendince bir bahanesi oluyor. Benim için aslında kibir çok geçmişten patlak veren ve PMO’ya beni yıllar evvel saplantılı noktaya getirecek kadar büyük bir mevzu.
2.1. Kendime “Loner” dememde bir sebep var: Toplumlara yönelik adaptasyonu asla sağlayamamam. Bu konuda bir çocuk ya da ergeni yönlendirilebilecek en kötü şekilde yönlendirdiler zamanında. Evladım sen çok zekisin, onlar sen anlamıyor ya da evladım sen özelsin, sen şusun, sen busun vır vır. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde eğer sen bir çocuğa bunu aşılarsan çocuk tabii kibir geliştirir ve ne o diğer çocuklar benmerkezci doğalarından ötürü ne bunu alttan alabilir ne de kibir geliştiren çocuk erişkinlerden gördüğü o muameleyi yaşı ve bilinci doğrultusunda akıllıca sorgulayabilir. Sonuç? Zorbalığa uğramış ya da zorbalığa uğradığını sanıp millete ana avrat söven bir ergen belirir karşınızda. Bu tür “özel çocuk” muhabbetini yapanlar bana hep teyzelerdi, amca - enişte gibi adamlar değildi ve ben ergenliğimde beni pohpohlamayan kişilere kin güderdim. Şu an aslında pohpohlanmaya değer bir özelliğimin olmadığını görüyorum. Zekanın doğru yerde kullanılmasını ya da erdem - ahlak - sözünün eri olma gibi şeyleri öğretmediler maalesef. Ha şu an bunları biliyorum doğru ama bunları bana öğreten bir erkek figürüm neden yoktu? Kendimi bir erkek figürü olarak görüyorum tüm sülalede artık, kendinden bir baba yaratmak zorunda kalmak zor bir şey olmalı.
2.2. Yeni çevreler edindikçe aslında daha farklı karakterlere bürünebilmek ve karakteri daha sağlam temellerle inşa edebilmek bana kalırsa büyük bir mutluluk. Bir de ahali, muhtaçlık - minnet ve haset gibi duygular gerçekten çok kötü. Şimdi burada haset sadece karşı taraftan kaynaklı olmuyor, kendimizi nasıl sunduğumuzla da alakalı. Bunu tabii kendimin fark etmesi çok fazla zaman aldı, geçmiş ilişkilere bakış açımı epey değiştirdi.
2.3. Kibrin ya da sağlıksız bir mütevazi perspektifin bedeli olarak haset oluyormuş, bu da geç fark ettiğim bir mevzu oldu. Örnekle bir kişi Cambridge’e gidip Bilkent’ten bir öğrenciye “Çok kolay oldu, ben yapabildim” derse tabii ki Bilkentli öğrenci haset duyar. Kendimin de haset duyup daha doğru çabalarla hayatımı daha farklı noktalara getirebilme şansımın olduğu bir dünya neyse ki var ki bu olanaksız bir şey değildi.
3. İsveç hükümetinin sağladığı burslar için 3.000 saat çalışma geçmişi (full time, part time ve stajlar, projeler vesaire) teyitlemem gerekiyor. Bunun saatlerinde bir uyuşmazlık olmaması adına ikinci bir işe girdim. Bir süre aslında geceli gündüzlü çalıştım, gündüzleri proje tasarladım-kod yazdım-ekiplerle görüştüm ve geceleri ikincil bir alanda uzmanlaşmayı denedim. İkincil alan normalde olan çalışma alanımdan öylesine alakasızdı ki hani hesaplamalı psikiyatrik sinirbilim nerede, garsonluk nerede. Ne denilse haklılar ancak maksat burada aşırı bir para kazanmak değil ki kendi alanımda ikincil bir şirkette zaten çalışamazdım etik sebeplerden ötürü.
3.1. Bir restorana girdim ve yemek yedim. Şef ile yaptığımız tavuğun marinasyonu, etin dinlenmesi, kokorecin temizliği derken bir delilik ettim ve şefle konuşmaya karar kıldım, durumu açıkladım ve dedim benim 3.000 saati teyitlemem gerekiyor tüm stajlarla ve çalışmalarla beraber, beni çırak alsana dedim. Safi delilik gibi geliyor ki ailem de dedi, evladım sen dünyanın farklı yerlerinde rekabet etmiş kişisin, neden böyle bir ikincil iş dediler (Aklıma da 58.güne kadar bağımsız yazılımcı ya da danışmanlık gelmedi HER NASIL OLDUYSA), ben de onlara gündüzleri verilerimi inşa eder ve geceleri garsonluk yaparım dedim ki yaptım da, elimden geldiğince o işi yaptım.
3.1.1. Bilenler bilir, esnaf olan varsa alınmasın üstüne, bu yılların esnaf adamları senin kaşının milimetrik oynamasından dahi ne yapacağını anlarlar. Zehir gibi davranış analizi kabiliyetleri var bu adamların ki ortaklardan biri on numara “Dark Triad” diyebileceğin çakalın önde gideni bir herifti. Machiavelli görse zihin savaşlarına girer, öyle bir herifti. Bu tür bir işe uygun olmadığımı bence düşünmüş olacaklar ki iş disiplini ve işin yapılışı ve sürekliliği konusunda aslında hiçbir problemim olmadığına kalıbımı basarım fakat biraz gergin bir hava vermişim sanıyorum. Bu işe uygun olmadığım söylendi, neyse ki paramı alabildim. Yine ben kendi alanımda danışmanlık ayrıca yaparak bu bursu teyitlesem daha doğru olur.
3.2. Normalde ben PMO yaparken bazen evden çıkmak bile zulüm olabiliyordu ama bu sefer hiç denenmemiş bir şey yaptım, bir delilikti bu ama bana çok büyük bir şey öğretti: Bu tür bir işe o kadar da uygun olmadığımı. Denemiş olmaktan zarar gelmez ki ellerim artık çatlamış ve kanama raddesine kadar gelmişti. Acı çekmekten mi yoksa acı çektikçe yaşadığım boşluğu unutmamdan ötürü mi bilmiyorum ama gece yarıları eve dönmek bana çok çok iyi gelmişti. Yine genç yaşımdan ötürü farklı işler veya tecrübeler deneyebilirim ama sanıyorum yemek işi olmaz salt bulaşık yıkamadan ötürü.
4. Şimdi psikiyatri temelli bazı sorunlardan ötürü bariz bir sıkıntımı artık görebilmeye başladım netlikle. Bunu benzer sorunlarla cebelleşen kişilere de aktarabilmek yürekten istiyorum. Simon Baron-Cohen diye bir adam var, ortaya “Mindblindness” diye bir terim atıyor (kısaca bir kişinin karşı tarafın düşüncelerini algılayamaması ve karşı tarafın da kendisi gibi olduğunu ya da algıladığını düşünme durumu) ve bu çalışması ile dünyayı sallayabiliyor ve zamanla dünyada alanındaki en büyük karar mercii oluyor. Alan üstüne de çalışmalar yapanlar var hani dünyanın her tarafında, ilgilisine her türlü kaynağı verebilirim.
4.1. 59. güne geldiğimde artık bencilliğime dair çok bariz detayları görebilmeye başlamıştım. Geçmişi ve günümüzü daha iyi bir şekilde anlıyorum. Arkadaşım dediğim insanların neredeyse tamamının o kadar da arkadaşım olmadığını görüyorum. Canımı yakıyor mu, aslında hayır. Bana verilmiş geri dönüşsüz bir hasar yok, iki yüzlü olduklarını görüyorum. Herkesle anlaşacağım diye bir şart asla yok fakat kendimin de neleri kaybedebildiğini görüyorum yanımda bir insan olmayınca ya da çalabileceğim bir kapının yokluğunda.
4.1.1. Kendimi bir noktada paraladığım insanların (18-23 yaş bandı özellikle) özelliklerine baktığımda değmeyeceklerine eminim ki numaralarını da sildim, bana ulaşmak isterlerse de bu saatten sonra onlara vereceğim bir tepkim yoktur. Peki kendimin kaybettiği insanlar? Beni abisi yerine koymuş bir kız, resmen kendini ilişki uğruna feda etmiş bir sevgili, bazı güzel ahbaplıkların kaybolması, hayal kırıklıkları ve diğerleriyle açılan o büyükçe uçurum… O uçurumu kendimin yarattığını biliyorum. Evrendeki sınırsız seçenek içerisinde onları kaybedeceğim eylemleri sergiledim. Pişman değilim zira bunlardan aldığım dersler karakterimi ebediyen değiştirdi. O uçurum onlar için ebediyen kalacak ama kendi içimde kapatmaya ve ebediyen o uçurumu tekrar açmamaya ant içtim zamanında.
4.1.2 P*rno insanlardan empatiyi koparıp alıyor. Bu son süreç başladığında ben insani duygularla beraber göz yaşlarıma hakim olamayan biri olmuştum. Şu an daha dingin bir yapıya sahibim belki de zira sözü net, insani duygularını ilerletmiş ve yaklaşımlarını zamanla ona göre şekillendirmiş biriyim. Artık bir insanın mutluluğu ve mutsuzluğuna ya da sevinç ve üzüntüsüne daha farklı yaklaşıyorum. Şoka uğrayabiliyor ya da gerçekten derin hislerle uyanabiliyorum.
4.2. Artık dünya daha farklı bir yer. Daha açık ve keşfetmeye daha fazla eğilimli. Yeni tecrübeler ve yeni tatlarla. Yaşamak bir yemek gibi aslında, ne tatmak istiyorsan ya da ne algılamak istiyorsan sana onu veriyor. Şu anda da öyle çok olağanüstü şekilde yaşamıyorum ancak eskisi gibi “hiç” yaşamıyorum.
4.2.1. Söylemesi zor geliyor ama kendimi her geçen gün biraz daha fazla bağışlıyorum. Yine kibir ve bencillikle ilintili fakat insan o kibrin ve bencilliğin bir şey getirmediğini hatta götürdüğünü anladığında dünyaya çok farklı bakıyor bile olabilir. Kaybın neredeyse dönülürse kardır demişler, belki de haklılardır. Tek geri dönüşsüz olan şey zaman parametresi burada…
5. PIED konusunu daha fazla açmayacağım zira 30.günde de yoktu, şimdi de yok.
5.1. Bazı kişiler hayat kadınları üstüne sohbetler açtı bu süre zarfında. Ben eskort yanlısı biri değilim, para vererek bunun yapılmasını da etik ve sağlıklı bulmuyorum ama farklı bir dinamiği görebiliyorum burada. Rastgele bir hayat kadını gelip senin verdiğin 10k sonrasında bir saat boyunca sana "aşkım - bebeğim" diyebiliyor ve seni memnun ediyor. 10k ile bir insanın yapabilecekleri son derece fazla, hele bir saate harcanması son derece abes bir meblağ bu. Yapana laf etmem ama ben paramı buna harcamak yerine kombin yapıp giyimim, kuşamımı yaratmaya karar kıldım.
5.2. Eski yaşantılarıma dair bazı çatışmalı ve git gelli görüşlerim hala mevcut fakat eyleme geçtikçe ve yeni tecrübelerle beraber eskiden de pek bir şey kalmıyor. Bağışlamaya daha yatkın oluyorsun sanırım.
6. Proje geliştirme süreçlerimiz bitti ve başvurumuzu yaptık. Değerlendirme sonuçlarını zaten kesinleşince yazarım.
6.1. Bu proje geliştirme süreçleri de çok yorucu ve gergin olabiliyordu herkes için. Neyse ki çalışmamızı bazen kendi içinde anlaşmazlıklar bile olsa sunabildik.
6.2. Sunduğumuz çalışmanın yanı sıra TISUS ve IELTS sınavları var önümde.
7. Hayata dair bir heyecanım var dostlar. Zorlukları üstlenebilecek kuvvet, doğru işleyecek akıl ve zamanla surları güçlendirecek sabrı elde ettim.
Sorularınızı seve seve yanıtlarım. 90.günde görüşmek dileğiyle...
Loner II





