Konuyla bir alakası yok gibi görünebilir ama birkaç ilginç bilgi vermek istiyorum.
DEHB'li kişiler genellikle normal dozda kahve / enerji içeceği tükettiklerinde çok daha rahat ve uykulu hissederler. Bu yüzden DEHB'li kişiler arasında kahve sektörü hakkında pek hoş olmayan dedikodular üretilmekte... Gerçek dünyada bakınca gerçekten de böyle. Kimisi düzenli içici olsa bile uyku öncesi bir fincan kahve yüzünden gece yatakta dönüp durabilir. DEHB'li kimseler ile genellikle sabah ayılmak için kahve içerler ve 1 saat sonra kendilerini daha da uykulu vaziyette yatakta bulabilirler. Bu çok sık karşılaşılan bir tablo. Sebebi tamamen aşikar:
DEHB'li beyinlerde prefrontal kortekste (karar verme ve odaklanma merkezi, kısacası kişisel irademizi tanımlayan yer) dopamin seviyesi düşüktür. Bunu, frekansı tam ayarlanmamış, sürekli cızırtı yapan bir radyo gibi düşünebilirsin. Arabesk ile Hard Metal'i aynı anda oynatmaya çalışan bir araba teybi gibi baya bir kafa ütüler. Ama arabanın diğer parçaları normal çalışıyordur, yani sorun sadece radyodadır. Demem o ki beyindeki bu kronik dopamin eksikliği prefrontal kortekste çok daha baskın bir şekilde kendini hissettiriyor ve beynin genelinin ihtiyaç duyduğu kritik dopamin seviyesi sınırının altında kalıyor. İşte bu yüzden ön korteks, normal olan ortalama dopamin değerine erişmek için sürekli bir uyaran arama derdinde.
Dışarıdan gelen güçlü bir uyarıcı (adrenalin, yüksek ses, riskli bir iş, sana kalmış...), o zayıf olan "sinyali" güçlendirir. Güçlü uyarıcı geldiğinde, beyin o dış etkene odaklanmak zorunda kalır ve kendi içindeki "cızırtıyı" bastırır. Bu yüzden DEHB'li kişiler kriz anlarında veya yüksek basınç altında (hayatının ödevinin son teslim saatine 1 saat kala gibi) inanılmaz bir sakinlik ve odaklanma yaşarlar.
Çoğu insan DEHB'yi "aşırı enerji" sanır ama nörolojik düzeyde DEHB beyni aslında basit bir dille
yeterince uyarılmamış (under-aroused) bir beyinden ibarettir.
İşte bu yüzden DEHB'li kişiler kahve içtiklerinde normal insanların aksine aşırı uyarılmazlar, ideal uyarılma düzeyine erişirler ve bu da onlarda çok bariz bir rahatlama ve sakinlik hissi yaratır. Prefrontal korteks nihayet yeterli dopamini elde etmiştir ve cızırtı azalmıştır.
Aslında kahvenin uykuya asıl etkisi adenozin reseptörlerini bloklayarak uyku hissinin gelmesini geciktirmek üzerine kurulu ama DEHB'li bireylerde üstte bahsettiğim nedenlerden ötürü yatıştırıcı etkisi çok daha baskın kalıyor.
Asıl konuya gelmeden önce ikinci bir ilginç detayı anlatmak istiyorum. Birçok DEHB sahibi kişiye eğer bozukluk ortalama veya üzerine evrildiyse ilaç verilir. Doktorların bu ilaçları sıkça reçete etmesinin birinci sebebi (ilaç endüstrisinin pazarlama taktiklerini saymayarak söylüyorum) bireyin muhtemel bir bağımlılığa çok daha yatkın olması. Birçok DEHB'linin istemsiz bir şekilde uyaran arayışında olduğunu söylemiştim, bu da bağımlılığa karşı ekstra bir yatkınlık demek. Bu ilaçların amacı ise beyni sakinleştirmektir, hem de bunu beyindeki dopamini uzun süreli artırarak yaparlar. Modern ilaçlar beyindeki dopaminin geri emilmesini engelleyerek sinirlerin arasındaki dopamin miktarını yükseltir ve bu da prefrontal korteksin eksik dopamin seviyesini nötrler. Böylece beyin hem çok daha dengeli bir uyarıcı alır, hem de kişi günlük hayatına çok daha rahat odaklanabilir. Örneğin aşırı yapay şeker tüketimi, alkol hatta sentetik uyuşturucular beyindeki dopamin miktarını ciddi anlamda "doğal olmayan" şekilde artırırlar. Bu yüzden doğal olmayan dopamin dalgası gittiğinde geriye yıkılmış bir nörokimya kalır. Bu ilaçların yaptığı şey daha farklı: Beyinde yapay bir dopamin üretimini tetiklemezler. Sadece var olan, üretilen dopaminin geri emilmesini belirli bir süre için önlerler ve dopamin orada birikir. Damlaya damlaya göl olur misali. Bu sayede kişi bu ilaçlardan uyuşturucu gibi bir bağımlılık yan etkisi görmez ve gerçekten fayda alır.
Sonuca geleyim: Beynin bu uyaran ihtiyacının mantığını gerçek hayattan örneklerle açıklamaya çalıştım, asıl örnek olarak ise pornografi bağımlılığına değineyim. Pornografi bağımlılığı böylesine uyaran arayan bir beyin üzerinde çok daha tehlikeli bir bağımlılık... DEHB'li bireyler sürekli olarak bir uyaran aramaya meyilli olduklarından kendi erkekliklerinin, kendi doğalarının getirdiği
libidoyu bile bir uyarana çevirmek isterler. Basit bir libido hissiyatı bile krizi başlatmaya yeter de artar çünkü DEHB'li birey zaten uyaran arayışındadır ve bu altın tepside sunulan bir bahane olarak görülür aslında.
Hiçbir şeye odaklanamıyorum, kendimi işlerime veremiyorum ve sosyal hayattan da geri çekildim çünkü söylenenleri bile geç algılıyor beynim ve anksiyetem kudurmuş halde.
Mesajındaki bu cümle durumu açık ve net bir şekilde özetliyor aslında. Bağımlılığı çözmek bunların hiçbirini çözmez. DEHB'li kişilerde bağımlılığı yensen bile odaklanma güçlüğü ve beyin sisi devam eder. O yüzden tıpkı herkese dediğim gibi sana da aynısını demem gerek: "Nofap bir amaç değil araç olmalı." ve DEHB'li birisi olarak nofap asla ama asla tek aracın olmamalı. Mutlaka DEHB'e yönelik diğer araçlar geliştirmelisin. İlaç kullanımı sadece bir örnekti, benim görüşüm gerekmediği sürece kullanmamak yönünde. Bence en iyi gelen ilaçsız yöntemler düzenli ağırlık antrenmanları, bir uzman eşliğinde terapi görmek gibi daha klişe şeyleri inanarak uygulamak. Ayrıca süreci biraz oyunlaştır, sıkıcı olmaktan çıkar. Faydasını mutlaka görürsün.
5 yıldır tetiklemediğim pmo döngüsüne karşı beynin sert bir tepki vermesi mi sizce ?
Yani evet, beynin gerçekten sert tepki veriyor ve hâlâ uyaran arayışında. Sadece bu uyaran arayışını krizlerle karıştırıyorsun. Krizlerle beraber DEHB belirtilerine de odaklanırsan her iki alanda da gözle görülür şekilde rahatlayacaksın, garantisini veriyorum.
Anksiyete ve depresyona gelince: benim de hiçbir fikrim yok. Bulursan bana da haber et
