Urge Fighter
Yeni Fapstronot
- Katılım
- 10 Kas 2020
- Mesajlar
- 14
- Tepki puanı
- 21
- Puanları
- 4
İnsan olarak çeşitli hislerle donatılmış bir varlığız. Kızarız, seviniriz, üzülürüz, bunalırız, heyecanlanırız. Bütün bu hisler ortaya çıkıp daha sonra kaybolduklarında aslında tam olarak sıfırlanmazlar; içimizde mutlaka bir iz bırakırlar. PMO bağımlılığıyla mücadele eden kişiler bu hisleri anlamlandıramaz ve doğru okuyamazlarsa, bu duygular içlerinde birikmeye başlar ve eninde sonunda o çok iyi bildikleri karanlık çukura, yani relapsa (çöküşe) doğru sürükler.
Hangi duygu olursa olsun inanın fark etmez. Bazen haksızlığa uğradığımızı düşünüp içimizde büyüttüğümüz bir öfke, bazen çok faydalı bir işi başarmış olmanın verdiği o masumane gurur ve onaylanma arzusu, bazen de sadece bir planın iptal olmasıyla düşülen o zihinsel boşluk... Eğer biz bu duyguların sistemimizde yarattığı o statik yükü doğru okuyup deşarj edemezsek, hepsi günün sonunda aynı kapıya çıkar. Zihin yorulur ve en kolay, en ilkel rahatlama yöntemine başvurur.
İşte tam da bu noktada, yıllardır lanet okunan bu bağımlılığın aslında nasıl büyük bir avantaja dönüştürülebileceğini fark etmeliyiz. Evet, yanlış duymadınız. Eğer relapsı doğru okuyabilirsek, aslında çok şanslıyız. Çünkü hayatımızda yanlış giden şeyleri, yönetemediğimiz duyguları ve içimizdeki enerji kaçaklarını anında bize haber veren, son derece hassas bir alarm sistemimiz var.
Etrafımızdaki, dışarıdan çok "normal" görünen, hiçbir görünür bağımlılığı olmadığını düşünen insanlara bir bakın. Pek çoğu kibirle, gösteriş merakıyla, onaylanma arzusuyla, tembellikle veya içten içe büyüttükleri gizli bir kinle dolular. Kendi hayat enerjilerini, potansiyellerini bu gizli virüsler yiyip bitiriyor ama onların sisteminde ötecek, onları uyaracak hiçbir dedektör yok. İçten içe çürüdüklerinin veya hayatlarında ne kadar büyük sızıntılar yaşadıklarının farkında bile değiller.
Biz ise o öten sensör sayesinde sadece PMO'yu bırakmakla kalmıyoruz; aynı zamanda bizi kibre, ego tatminine veya manevi boşluğa sürükleyen tüm o gizli hataları da tek tek tespit edip hayatımızdan çıkarma fırsatı buluyoruz. Adeta bir taşı atarak sistemi baştan aşağı yenileyecek birden fazla kuşu vuruyoruz.
Bundan sonra relaps olduğunuzda onu sadece bir "zayıflık" veya "irade çöküşü" olarak görüp kendinizi dövmeyi bırakın. Dedektör öttüğünde ona kızıp parçalamazsınız; sistemde hangi kablonun koptuğuna, gün içinde hangi duygunun sizi o noktaya getirdiğine bakarsınız. Bu duygusal kısa devreler son derece sinsidir ve en masum görünen anlar bile o dedektörü çalıştırabilir.
Bu süreci yönetmenin en hayati adımı ise zihni ve o duygusal kısa devreleri kayıt altına almaktır. Gününüz ne kadar monoton geçerse geçsin, kendi kriz ve duygu analizlerinizi yazılı olarak tutmaya başlayın. O gün yaşadığınız duygu değişimlerinin sizi nasıl yavaş yavaş tetiklediğini kağıda dökün. Zihninizdeki o karmaşayı yazıya döktüğünüz an, beyninizin fren sistemini manuel olarak devreye sokmuş ve o statik yükü topraklamış olacaksınız. Kendi sisteminizin mühendisi olun ve o dedektörün size gösterdiği arızaları cesaretle onarın.
Hangi duygu olursa olsun inanın fark etmez. Bazen haksızlığa uğradığımızı düşünüp içimizde büyüttüğümüz bir öfke, bazen çok faydalı bir işi başarmış olmanın verdiği o masumane gurur ve onaylanma arzusu, bazen de sadece bir planın iptal olmasıyla düşülen o zihinsel boşluk... Eğer biz bu duyguların sistemimizde yarattığı o statik yükü doğru okuyup deşarj edemezsek, hepsi günün sonunda aynı kapıya çıkar. Zihin yorulur ve en kolay, en ilkel rahatlama yöntemine başvurur.
İşte tam da bu noktada, yıllardır lanet okunan bu bağımlılığın aslında nasıl büyük bir avantaja dönüştürülebileceğini fark etmeliyiz. Evet, yanlış duymadınız. Eğer relapsı doğru okuyabilirsek, aslında çok şanslıyız. Çünkü hayatımızda yanlış giden şeyleri, yönetemediğimiz duyguları ve içimizdeki enerji kaçaklarını anında bize haber veren, son derece hassas bir alarm sistemimiz var.
Etrafımızdaki, dışarıdan çok "normal" görünen, hiçbir görünür bağımlılığı olmadığını düşünen insanlara bir bakın. Pek çoğu kibirle, gösteriş merakıyla, onaylanma arzusuyla, tembellikle veya içten içe büyüttükleri gizli bir kinle dolular. Kendi hayat enerjilerini, potansiyellerini bu gizli virüsler yiyip bitiriyor ama onların sisteminde ötecek, onları uyaracak hiçbir dedektör yok. İçten içe çürüdüklerinin veya hayatlarında ne kadar büyük sızıntılar yaşadıklarının farkında bile değiller.
Biz ise o öten sensör sayesinde sadece PMO'yu bırakmakla kalmıyoruz; aynı zamanda bizi kibre, ego tatminine veya manevi boşluğa sürükleyen tüm o gizli hataları da tek tek tespit edip hayatımızdan çıkarma fırsatı buluyoruz. Adeta bir taşı atarak sistemi baştan aşağı yenileyecek birden fazla kuşu vuruyoruz.
Bundan sonra relaps olduğunuzda onu sadece bir "zayıflık" veya "irade çöküşü" olarak görüp kendinizi dövmeyi bırakın. Dedektör öttüğünde ona kızıp parçalamazsınız; sistemde hangi kablonun koptuğuna, gün içinde hangi duygunun sizi o noktaya getirdiğine bakarsınız. Bu duygusal kısa devreler son derece sinsidir ve en masum görünen anlar bile o dedektörü çalıştırabilir.
Bu süreci yönetmenin en hayati adımı ise zihni ve o duygusal kısa devreleri kayıt altına almaktır. Gününüz ne kadar monoton geçerse geçsin, kendi kriz ve duygu analizlerinizi yazılı olarak tutmaya başlayın. O gün yaşadığınız duygu değişimlerinin sizi nasıl yavaş yavaş tetiklediğini kağıda dökün. Zihninizdeki o karmaşayı yazıya döktüğünüz an, beyninizin fren sistemini manuel olarak devreye sokmuş ve o statik yükü topraklamış olacaksınız. Kendi sisteminizin mühendisi olun ve o dedektörün size gösterdiği arızaları cesaretle onarın.





